Yazı Detayı
10 Ocak 2017 - Salı 18:44 Bu yazıkez okundu
 
Tuğyan Ve Tağut 16.Bölüm
Abdurrahim ÇAKAN
a.rahımıslam@hotmail.com
 
 
 
 

"TAKİYYE"
 

Takiyye gizlemek, örtmek, sakınmak anlamlarına geldiği gibi, tehlike karşısında korunmak, olduğundan farklı görünmek anlamlarına da gelir. İslam fıkıhçıları işkence altında olan bir mü’minin gücünün tükenmesi sonucu, inancını zahiren inkâr etmesine, ya da işkencecilerin istedikleri bir takım unsurları yerine getirmesine takiyye demişlerdir. Takiyye hadisesi Peygamber döneminde Allah’ul âlem iki kez yaşanmasına rağmen, günümüzde, Peygamberin neredeyse sünnetiymiş gibi bazı kesimlerce uygulanmaktadır. Rasul’ü Ekrem selallahu aleyhi veselem ile birlikte iman eden ilk Müslümanlar, aklımızın bile kaldıramayacağı şekillerde işkencelere maruz kalmışlardı. Konunun aydınlanması açısından öncelikle o değerli insanlara kısaca değinmiş olalım.
 

BİLAL HABEŞİ:
Ümeyye bin Halef’in kölesiydi. Ümeyye Bilal’in boynuna bir ip geçirerek o ipi çocukların eline verir ve onu kızgın kumlar üstünde sürütürdü. Bazen de öğle sıcağında onu kızgın kuma yatırıp, üstüne kaya parçaları yığarak, Peygambere sövmesini, Lat ve Uzaya ibadet etmesini, aksi halde ölene dek bunlara maruz bırakılacağını söylerdi. Bilalin dilinden dökülen ise Ahad, ahad sözcükleri olurdu. Amir bin Füheyr’e bayılıncaya kadar işkence edilirdi.

 

EBU FUKAYHA:
Abduddar oğullarının kölesiydi. Efendileri onun ayaklarına demir zincirler bağlayarak günün en sıcak saatlerinde kızgın kumlar üstünde sürüklerlerdi. Üstüne büyük bir kaya koyarak bayılıncaya kadar öyle bırakırlardı.

 

HABBAB BİN ERET:
Ümmü Enmar binti seba’nın kölesiydi. Demirciydi. Müslüman olunca hanım efendisi ona ateşle işkence yapmıştır. Muhammed selallahu aleyhi vesellem’i inkâr etmesi için kızgın demir çubukları ile dövmüştür. Bu durum ise onun iman ve teslimiyetini artırdı.

 

AMMAR BİN YASİR VE ANA-BABASI:
Yasir ailesi, Mahzum oğulları ile antlaşmalıydı. Başta Ebu Cehil olmak üzere Mahzum oğulları, onları kızgın çöllerde bırakır ve olmadık işkenceler yaparlardı. Rasulullah selallahu aleyhi vesellem onların bu hallerini gördükçe, “ Sabredin ey yasir ailesi sabredin, sizinle cennette buluşacağız derdi Allah’ım Yasir ailesini bağışla” derdi. Ammar’ın anne ve babası bu işkenceler sonucu şehid edildi. Ammar da her türlü işkenceye maruz bırakılmıştır. Yine zorlu bir işkence sonucu Ammar’ın kalbi iman dolu olduğu halde, zahiren müşriklerin istediği bazı kelimeleri söylemek zorunda bırakılmıştır. Ve akabinde şu ayeti celile nazil olmuştur.
"Kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkâra sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır." ( NAHL 106 )

 

Mekk’i süreçte ağır işkencelere maruz kalan 13 sahabeden 5 i kısaca örneklendirmiş olduk. İşkencelere maruz olan bu insanlara Peygamber ( s.a.s ) kendisi gidip de ey falanca ey filanca dayanamıyorsanız diliniz ile inkâr edin kurtulun dediği görülmemiştir. “ Yasir ailesi sabredin cennette buluşacağız” demiştir. Ammar’ın yaşadığı vaka üzerine nazil olan Nahl 106 ayetin den sonra da işkenceler devam etmiştir, yine Peygamber’in ashabını her hangi bir şekilde ruhsatı kullanmasına teşvik etmemiştir; siyeri Nebiyi takip ettiğimizde de sahabenin ruhsatı tercih ettiğiyle de karşılaşmamaktayız. Tüm bunları söylerken ruhsatın varlığını inkâr ettiğimiz anlamına gelmez. Ayette bariz açık bir ruhsatın varlığı söz konusudur. Ancak ayette ruhsatın geçerli olduğu hal ve alanlarda çok açıklıkla beyan edilmiştir. Yaşanan hadise de bir insanın anasını babasını gözü önünde işkenceyle kaybetmesi ve kendisinin de aynı işkenceyle canını kaybetmesi söz konusudur. Ayetteki vurgu bu durumun açıklayıcısıdır, “kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç” Bu gün takiyye elbisesine bürünen bir takım kesimlerin! Takiyye ve ruhsat anlayışı vahyin öngördüğü takiyye ve ruhsat anlayışı değil, heva ve heveslerinin öngördüğü bir anlayıştır. Meselenin acı kısmı ise bu anlayışı İslam’ın bir anlayışı olarak öne sürmeleridir. Bu elbiseye bürünenlere baktığınızda! Feda ettikleri Dini değerlerin karşılığında basit dünya çıkarlarının olduğunu açık bir şekilde görürsünüz.
Sözlerinde davayı yüceltmek için bu yöntemi kullandıklarını öne sürmüş olsalar da! Bu yöntemin Peygamberi bir yöntem olmadığını ve bu yöntemin meşruluğu söz konusu olmuş olsaydı Allah Resulü onca insanın canını tehlikeye atmaz mutlaka uygulardı deriz. Ayette verilen ruhsat, can tehlikesinin olduğu durumlardır. Bu ruhsat Tağuti sistemin makamında koltuk kapma ruhsatı değildir. Bu ruhsat tağuti sitemin makamına gelerek, tağutun hükümleriyle hükmetme ruhsatı değildir. Sizler bu ruhsatın varlığına inanır uygularsınız da…

 

"Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır." ( MAİDE 44 ) 
 

Bunun mu varlığını inkâr eder uygulamanız!
 

"Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir." ( BAKARA 85 )
 

Kaldı ki, bu ruhsat anladığınız şekilde bir ruhsat değil. Takiyye elbisesini sadece siyasi kesim değil, kendini İslam’a nispet eden bir takım kesimler tarafından da giyilmiştir. Bunlar sözde yaptıkları tebliğde bile takiyye yapmaktalar. Tebliğ ederlerken bile nabza göre şerbet verme adına, haramı helal kıldıkları görülmektedir. Tağuti sistemin kadrosunun kıyısında köşesinde barınabilmek için namazlarını bile terk etmekteler. Oysa Peygamber’in Mekke’de onca tehlikeye rağmen namaz kılarak alnı secdedeyken, başına deve işkembesinin müşrikler tarafından dökülmesi namazın her halükarda ikame edilmesi gerektiğinin açık ve net bir delilidir. Mümin insana namaz farz olduğu gibi, davette farzdır. Namaz müminin kimliğidir. Namazı olmayanın kimliği olmaz, kimliği olmayan kimi neye davet edebilir? Bunlar tek karakterli değil, yüzlerce karaktere sahipler. Yahudi’nin yanında Yahudice, hiristiyanın yanında Hiristiyanca, kâfirin yanında kâfirce takınmayı, onlara karşı merhametli, hoş görülü olmayı kendilerine bir erdem olarak benimserler. Ama ne hikmetse çok karakterli bu kesimin tevhid ehline karşı bir alerjisi vardır. 
 

Ayette vurgu yapıldığı şekilde, bir hal vuku bulmadığı sürece, her fert kendi içtihadıyla istediği zaman istediği yerde takiyye yapma hakkına sahip değildir. Allah müminlerden sadece kalplerinde taşıdıkları bir iman istemiyor. Allah bizlerden canlarımızı ve mallarımızı feda etmemizi istiyor. Bizler mezunu olduğumuz üniversitemizin ardından mesleğimizi icra etme adına, bir takım kurumlara yerleşmek için kimliğimizi feda etmemeliyiz. Bizler bir yerleri yönetmek adına kendi inancımızı feda etmemeliyiz bu uğurda inancını feda edenlerin peşinden gitmemeliyiz. Davanın yücelmesi ve zaferi için, ruhsatı kullanabileceğimiz işkence zeminlerinde bile azimeti seçmeye gayret etmeliyiz. 13 kişi den biri ruhsatı kullanmıştır, 12 si ise azimeti. Dava önderleri ve erleri ruhsatı pek kullanmamalılar. Söz gelimi şehid Seyyid Kutup işkenceler altındayken isterse ruhsatı kullanabilirdi, ama tercihini azimetten yana yapmıştır. 
 

Çünkü her önderin yaptığı hamle ayrı bir çığırdır. Her hangi bir ferdin ruhsatı kullanması ile bir İslam önderinin ruhsatı kullanması bir değildir. Her hangi bir ferdin bu seçimi kendisini ilgilendirir, ama topluma mal olmuş bir önderin seçimi tüm toplumu ilgilendirir. Bir topluma mal olan Seyyid Kutup o gün ruhsatı tercih etmiş olsaydı, emin olunuz ki kendisine tabi olan topluluk bunu dinin bir parçası olarak görür ve bundan sonraki süreçte bu durum fazlasıyla laçkalaşmış olurdu. Sonuç olarak şunu eklemiş olalım. Hiçbir baskı ve zorlama altında olmadan, Peygamberi metodun tamamen dışında bir metod izleyen ve bunun adını takiyye koyan her parti, kitle, cemaat ve mezhep takiyye elbisesine bürünerek meşrulaşmış olamaz.


Kalplerdeki kötü niyeti bilemeyeceğimiz gibi, iyi niyeti de bilecek değiliz. Kalplerin özünü yalnız Allah bilir. Bizler zahire bakarız. Dilden dökülen, sözlere ve bedenlerden yansıyan hallere bakar, bu hal ve sözleri İlahi vahiyle karşılaştırır vahye göre muamele ederiz. Müslüman olan bir insan elhamdülillah ben Müslüman’ım der, Müslüman’ca bir yaşam sergiler, bu bizim kardeşimizdir. Bir insan ben Müslüman’ım sonra döner ben kâfirim der, o zaman bizim bununla kardeşliğimiz bitmiştir, dilinden dökülen sözlere binaen bizlerden Müslüman muamelesi görmez. Bir insan ben Müslüman’ım der, sonra Laikim, demokrasinin kralıyım en iyi demokratım, ben Allah’a inanıyorum ama putun hükümlerini icra ederim derse kimse kusura bakmasın, bu adam kendisini sade Müslüman olarak tanıtmadı, her uydurma dinden birazına mensup bir adam olarak tanıttı biz niye Müslüman kabul edelim? Diyeceksiniz ki su-i zan yapma. Bu zan değil, bir insanın dilinden dökülen itiraflarıdır. Diyeceksiniz ki takiye yapıyor. Allah’ın böyle bir takiyye şekline teşvik ettiğine dair bir tek ayet gösterin, Peygamberden bir tek hadis gösterin, bu durumda bize düşen özür dilemek olur.
 

Selam Ve Dua İle.
 

 

 
 
 
Etiketler: Tuğyan, Ve, Tağut, 16.Bölüm,
Yorumlar
Orjinal İslam Yazarları
Misafir Kalemler
ASR'A DÜŞEN SÖZLER
Vahyin resuller ile beyan edilmesine ragmen hälä cehaleti terketmek istemeyenler, hälä küfürde diretenler elbette iman gibi bir nimetin mahrumu olmaya kendi kendilerini mahkum etmişlerdir!! Allah zalim degildir! Kullardan ise büyük cogunlugu kendine zalimdir..!


HİKMET/HADİS
Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü benim malım ve bir de çocuğum var. Babam malımı almak istiyor (ne yapayım?)" diye sordu. Resulullah (aleyhissalatü vesselam): "Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evladlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyle ise evladlarınızın kazançlarından yiyin" buyurdu." {Ebu Davud, Büyu' 79, (3530); İbnu Mace, Ticarat 64, (2291)-2292). }


Tarihe Göre Ara
Orjinal İslam Arşivi

dizin

,