Haber Detayı
22 Şubat 2016 - Pazartesi 00:06 Bu haber 677 kez okundu
 
Fıkıh Ve Delilleri Üzerine 1.Bölüm
 
 
Haberi


Geçen gün denk geldiğim bir haberde, tarkiben 3 milyon kişi "DİB"e sorduğu sorular içerisinde ağırlığı fıkhi konuların  aldığını, dolayısıyla insanımızın fıkıhtan bihaber yaşadığını, bununla birlikte sanal alemde aşırı bir zaman israfında bulunulduğu halde demekki sanal da yapılan paylaşımların o insanı tatmin etmediği ve o sebepledede "DİB"e sorduğunu hesaba katarak, GEENEKSE VARAKA FIKHI fikhı yerine HAREKET FIKHI konusuna eğilmeyi kendime bir vazife saydım. O sebeple bundan böyle, elimden geldiğince günlük olarak fıkıh konusunda zaman zaman delilleriyle birlikte yazılar kaleme almaya çalışacağım. "FIKIHSIZLIK USULSÜZLÜKTÜR" espirisiyle faydalı olması ümidi ile.

 

Sünnete tâbi olma ve ona muhalif sözleri terk etme hakkında imamların söyledikleri. Burada imamların sözlerinden vakıf olabildiklerimizi vermemiz faydalı olacaktır. Onları taklid edenlere, hatta mertebe bakımından onlardan alt derecede olanları körükörüne taklid edenlere ve onların sözlerine ve mezheplerine gökten inmiş gibi tutunmuş olanlara umulur ki bir nasihat ve hatırlatma olur. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Size Rabbinizden indirilmiş olana tâbi olun. Onun dışında velilere (dostlara) tâbi olmayın. Ne de az hatırlıyorsunuz, öğüt alıyorsunuz.”(A’raf 3)

 

Ebu Muaz der ki, sahabelerin taklidin kınanması hakkında bazı sözleri şu şekildedir.

İbni Mesud radıyallahu anh dedi ki, “Sizden biriniz dininde bir kimseyi taklid etmesi. Zira o iman etmişse iman etmiş, küfretmişse küfretmiş olur. İlle de birine uyacaksanız ölmüş olan sahabelere uyunuz. Zira hayatta olanın fitneye düşmesinden emin olunamaz.”
 

Muaz Bin Cebel radıyallahu anh da dedi ki, “Şu üç şeyden sakının! Alimin sürçmesi, münafığın Kur’an ile Kur’anı alet ederek mücadelesi ve boyunlarınızı koparan dünya. Alimin sürçmesine gelince, hidayet üzere olsa bile onu dininizde taklid etmeyin. Lakin ondan ümidinizi de kesmeyin. Münafığın Kur’an ile mücadelesine gelince, şüphesiz Kur’an, yolu aydınlatan bir fener gibidir. Bildiğinizi alın, bilmediğinizi alimine havale edin. Boyunlarınızı koparan dünyaya gelince, Allah kimin kalbini zengin kılmışsa işte gerçek zengin odur!”
 

İbni Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir; “Hataları olan alime tabi olana yazıklar olsun” oradakiler, bu nasıl olur? deyince o şöyle cevap verdi. Bir alim kendi görüşüne göre bir şey söyler. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen ilim ona ulaşınca hatalı olan görüşünden döner. Fakat kişi hala bu alimin hatalı görüşünü taklit etmeye devam eder. işte böyle kimselere yazıklar olsun.
 

1- Ebû Hanife bunların ilki İmam Ebû Hanife Numan b. Sabit'tir. Mezhebinden olanlar ondan çeşitli söz ve ifadeler nakletmişlerdir. Hepsi de tek bir şeye götürmektedir ki, o da şudur.

“Hadisi esas almak, ona muhalif olan görüşleri terk etmek vaciptir.”
 

1. Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim hadistir.
( İbn Abidin, Hâşiye (1/63), Resmul-Müfti (İbn Abidin'in risalelerinden biridir) 1/4'te, Şeyh Salih el- Fellâni İkaz'ul-Himem (s.62)'de nakletmişlerdir. Ayrıca İbn Abidin Şerhu'l-Hidaye'de İbnu'l-Humam'ın hocası İbnu'-Şahna el Kebir'den şunu nakleder. "Eğer hadis sahih olur da, mezhebe muhalif olursa hadisle amel edilir. Bu da onun mezhebi olur. Hadisle amel etmekle de kişi Hanefi olmaktan çıkmaz. Çünkü Ebu Hanife'nin "Hadis sahih olursa benim mezhebim odur (hadistir)" sözü sahih bir yolla gelmiştir. "Nitekim İbn Abdilberr bunu Ebu Hanife ve başka alimlerden rivayet etmiştir." Derim ki, bu ilimlerinin ve takvalarının kamil olmasının bir sonucudur. Çünkü burada bütün sünneti kuşatamadıklarına işaret etmişlerdir. Daha sonra geleceği üzere İmam Şafii bunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Yani, bazen onlar kendilerine ulaşmamış bir sünnete muhalif görüş serdedebilirler. Böyle bir durumda bizlere, sünnete tabi olmayı ve bunu onların mezhebi olarak kabul etmeyi emretmişlerdir. Allah hepsine rahmet eylesin.
 

2. Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması onunla amel
etmesi helal olmaz. Bir rivâyette de, benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır. Çünkü biz beşeriz, bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz. (İbn Abdilberr, el-İntika fi fedaili's-selaseti'l-eimmeti'l-fukaha s. 145 İbnu'l- Kayyim İ'lamu'l-Muvakkıîn (2/309). İbn Abidin el-Bahru'r-Raik'in Haşiyesi (6/293). Resmu'l-Müfti (s. 29, 32). )
 

Şarani el-Mizan 1/55'de ikinci rivayetle. Üçüncü rivayeti ise: Abbas ed-Dûrî İbn Main'in Tarihinde (6/77/1) İmam Züfer'den sahih bir senedle rivayet etmiştir. Bunun benzeri sözlerde Ebu Hanife'nin talebeleri Ebu Yusuf, İmam Züfer, Afiye b. Yezid'den rivayet edilmiştir. (el-İkaz s. 52) İbnu'l-Kayyim, Ebu Yusuf'tan gelen rivayetin sahih olduğunu söylemiştir. (2/344). Ayrıca el-İkaz'ın ziyadelerinde (s.65) İbni Abdil- Berr ve İbnu'l-Kayyim'den rivayet edilmiştir. Derim ki, delillerini bilmeyenler hakkında söyledikleri bu ise, sözlerinin delile muhalif olduğunu bildiği halde delile muhalif fetva verenlerin durumu nedir acaba. Bu sözü iyice düşün, çünkü bu tek başına körü körüne taklidi yıkmaya yeterlidir.

 

Bundan dolayı bazı mukallidler Ebu Hanife'nin delilini bilmeden onun sözüyle fetva veremeyeceğini söylediğimde bunun Ebu Hanife'ye ait olduğunu reddetmektedir. Diğer bir rivâyette de, “Dikkatini çekerim ey Yakub (Ebû Yusuf)! Sakın ola ki, benden duyduğun her şeyi yazayım deme. Çünkü ben bugün bir kanaat bildirir, yarın ondan vazgeçebilirim. Yarın da bir kanaat bildirir, öbür gün vazgeçebilirim. Bunun sebebi İmam çoğu zaman görüşlerini kıyasa dayandırmaktadır. Daha sonra daha güçlü bir kıyasa vakıf olur yahut Rasulullahtan konu hakkında bir hadis ona ulaşır, bunun üzerine onu alır ve eski görüşünü terkederdi. Şarani "el-Mizan" (1/62)'de özetle şunu söyler: İmam Ebu Hanife hakkında bizim gibi her insaflının kanaati şudur. Şayet o, şeriat tedvin edildikten hafızların şeriati toplamak üzere yaptıkları rihleler bittikten sonra yaşamış olsaydı ve bunlara ulaşsaydı, bunları esas alır yapmış olduğu her kıyası da terkederdi. O zamanda diğer mezheplerde az olduğu gibi kıyas, onun mezhebinde de az olurdu.

 

Ancak onun döneminde şeriat tabiinler ve etbau't-tabiin arasında köylerde ve şehirlerde dağınık bir halde olunca, mezhebinde kıyas diğer mezheplere oranlara, zarureten, daha çok olmuştur. Çünkü kıyas yaptığı meselede nass mevcut değildi. Diğer imamlar ise bundan farklıdır. Çünkü onların dönemlerinde hafızlar hadisleri cem işini bitirmişler ve onları tedvin etmişlerdi. Böylece hadisler birbirlerinin cevabı olmuşlardı. İşte kıyasın onun mezhebinden ç0k diğerlerinin mezheplerinde az olmasının sebebi budur. Bunun büyük bir kısmını Ebu'l-Hasenât en-Nafiu'l-Kebir s. 135'te nakletmiş ona izah eder ve destekler mahiyette talik yapmıştır. Dileyen oraya bakabilir. Derim ki, Eğer bu Ebu Hanife'nin bazı sahih hadislere muhalefet etmiş olmadaki mazereti ise, kaldı ki bu kesinlikle geçerli bir mazerettir, o zaman bazı cahillerin yaptığı gibi ona ta'n etmek tenkid edip eleştirmek ve eleştiride aşırı gitmek caiz değildir. Bilakis ona karşı edepli olmak lazım gelir.

 

Çünkü dinin korumasını yapan imamlardan bir imamdır. Dinin fer'i konuları hakkında ondan nice görüşler elimize ulaşmıştır. Ayrıca hata da etse, isabet de etse her halukarda ecrini alacaktır. Bunun yanında ona saygı duyanların, onun sahih hadislerle muhalif görüşlerine bağlı kalmaları da caiz değildir. Çünkü sözlerinde de beyan edildiği gibi bunlar onun mezhebi değildir. Bunlar bir vadide, diğerleri de bir başka vadidedir. Hak ise ikisinin arasındadır. Rabbimiz bizlere ve iman etmede bizden önce gelen kardeşlerimize mağfiret et. Kalbimizde mü'min olanlara karşı en ufak bir kin bırakma. Rabbimiz sen raufsun, rahîmsin.
 

3. Allah'ın kitabına ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerine muhalif bir söz söylersem, sözümü terkedin. (el-Fellâni, el-İkaz s.50. Ayrıca bunu İmam Muhammed'e de nispet etmiştir. Ardından şöyle demiştir. Bu ve benzeri sözler tabi ki müçtehid için değildir. Çünkü bu hususta onların sözlerine ihtiyacı yoktur. Bilakis bu mukallid için geçerlidir. Derim ki, Şa'rani el-Mizan'da (1/26) bu söze binaen şunları söyler. Şayet imamın vefat ettikten sonra sahih olduğu ve bunlarla amel etmediği ortaya çıkan hadisleri ne yapayım dersen, cevabım şudur. Yapman gereken hadislerle amel etmektir. Çünkü imanım bunlara ulaşsaydı ve ona göre sahih olsaydı, belki bunlarla amel etmeyi sana emrederdi. Çünkü imamların hepsi şeriatin esiridir. Bunu yapan da iki eliyle hayrı kucaklamış olur. Kimde, "İmamım onunla amel etmedikçe bir hadisle amel etmem derse hayrın çoğunu elinden kaçırır. Nitekim mezhep mukallitlerinin çoğunluğunun durumu böyledir. Halbuki yapmaları gereken imamlarının vasiyetini yerine getirmek üzere ondan sonra sahih olduğu ortaya çıkan her hadisle amel etmekti. Çünkü bizlerin onlar  hakkındaki kanaatimiz şudur. Şayet onlar yaşasalardı ve onlardan sonra sahih olduğu ortaya çıkan bu hadisleri elde etselerdi hadisleri esas alır ve onlarla amel ederlerdi. Yapmış oldukları bütün kıyasları da, söylemiş oldukları sözleri de terkederlerdi.

Hakkı SAVUNAN ADAM

Kaynak: Editör:
 
 
 
Etiketler: Fıkıh, Ve, Delilleri, Üzerine, 1.Bölüm,
Haber Videosu
Yorumlar
Orjinal İslam Yazarları
Misafir Kalemler
En Çok Okunanlar
ASR'A DÜŞEN SÖZLER
Hangi emanetci var ki bu dünyada emanetcilikten Malik´lige yükselebilmiş..!


HİKMET/HADİS
Abdullah İbnu Amr radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam'a: "En efdal insan kimdir?" diye sorulmuştu. "Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes" buyurdular. Ashab: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu'l-kalb ne demektir?" diye sordu. "(Mahmüm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular." [Hadis No : 7256]


Tarihe Göre Ara
Orjinal İslam Arşivi

dizin

,